10 Ağustos 2011 Çarşamba

blanket

Ne kadar ihtiyacım var bir yerlere benim demeye. 3 gün kaldığım otel odasında ayrılırken bile dönüp arkama bakıyorum tekrar tekrar. Kim bilir belki odadan bir ses gelir de gitme der diye.

24 Mart 2011 Perşembe

Büyük şehirde, pazarlamacıların, telefonların, bankaların ve otomobillerin arasında yaşadığım zamanlarda yanımda kalem taşımayı sevmezdim hiç. şimdi ise varabilmek için çok şeyi geride bıraktığım bu ıssız olduğunu sandığım toprak parçasında, elimde mürekkebi bitmekte olan bu ucuz şey haricindeki en yakın kaleme bildiğim tüm uzunluk ve zaman ölçüleri kadar uzağım ve kelimelerimi münkün olduğunca dikkatli kullanmalıyım. Kalemin fazla dayanacağını sanmıyorum. Çevremle ilgili fazla detay veremeyeceğim bu yüzden.Burası hayal edebileceğiniz herhangi bir ıssız adadan çok da farklı değil. ve öykümü anlatmalıyım öncelikle. Yarım kalan bir öykü hiç yazılmamış bir öyküdür çünkü.

Gidecek uygun yeri bulmak için çalışmaya çok daha önce başlamıştım. Haritalar, kitaplar uydu görüntileri arasında günlerimi geçirdim. Bundan 92 gün önce ise,tek motorlu uçağıyla beni buraya bırakması için anlaştığım boksör burunlu, ve bembeyaz dişli pilotla buluşmadan önce anlaştığımız miktardan geri kalan tüm paramla aldığım sigaraları dağıtmış yeni hayatıma başlamaya hazırdım. Küçük sırt çantamda 3 kitap vardı sadece
Uçaktan inerken pilotun kalemini eklemiştim yanlarına, sevmemiştim adamı ve gerçek hırsızlık, mülkiyet değil miydi hem? Artık karşımdaki dağın ve 3 yanımı çevreleyen kumsalın tadını çıkarabilirdim

Beklediğim kadar zor olmamıştı hayatta kalmak. Evet, su ve yemek hala bir problem ama okyanusun sesine dalıp gökyüzüne seyrederken kalkmaya üşendiğim için olabilir bu. Yoksa çevrede adını bilmediğim yeterince meyve ağacı ve istediğimden çok balık var Düzenli bir hayat değil miydi hem benim kaçtığım? Yemek peşinde koşacaksam niye şehri terk etttim ki? Tek sorunum bu adanın müziğini paylaşacak birnin eksikliğiydi. Nerede olursan ol, dünya sadece başka insanlarla daha yaşanılır oluyordu.


Onu ilk fark ettiğimde buraya geleli 60 gün batımı görmüştüm ve güneş 61. kez dağın ve onun arkasında alçalıyordu. Bana doğru yaklaşan bir siluet vardı ve bırakın tehlikeli olup olmadığını anlamak insan olduğunu anlamak bile zamanımı aldı. Neyse ki zaman parayla alınabilen bir şey değil burada. Sonra fark ettim yaklaşanın bir kadın olduğunu. Gülümsediğini anlamam biraz daha vakit aldı

"Korkma" diye seslendi aksanlı ve biraz genizden gelen bir ses. Rahatlatıcıydı, Korkmadım "Adım.Deniz diye seslendi sonra. Benimkini sormadan cevap verdim kötü bir espriyle.

-şimdi dörtyanım deniz'le çevrili. Benim adım da Ada. memnun oldum

27 Şubat 2011 Pazar

wish you were here

seni öperken duyamadığım tüm şarkıları dinledim bu gece. umarım mutlusundur

1 Şubat 2011 Salı

bilemedim

Ne olur sonraya bırakılmış bir hayale?

Kurur mu üzüm gibi güneşte?

Yoksa azar mı bir yara gibi

İlerler mi?

Çürümüş et gibi mi kokar?

Yoksa kıtır kıtır şeker üzeri

Şuruplu bir tatlı gibi mi?

Belki de sadece

Çöker ağır bir yük gibi.

İnfilak mı eder yoksa?

16 Ocak 2011 Pazar

evdeki ses

daha önce nasıl biri olduğunu bildiğim ve bundan sona nasıl biri olacağını kesiteremediğim için ağlıyorum.

pekin'de sonbahar

tenin eskisi gibi değil artık. Sana dokundukça başkaları, biliyorum ki rengin değişiyor. kırışıyorsun

zamanla, sarkıyor derin, kokun yok oluyor, terin akıyor boşa.

Sömürürken etini adını bile bilmediklerim, ben sadece seninle uyumanın hayalini kuruyorum hala.

10 Aralık 2010 Cuma

acayip korkak birisiyim

-beni anlamıyorsun Tolga
-bana biraz zaman verir misin anlatabilmem için?
-hoşçakal

o da beni duysa (o.b.d)

neden bahsedeceğimi bilmiyorum.

Hayatıma bir gece ansızın giren kadından bahsetmek istiyorum mesela, ya da babama benzemekten ne kadar korktuğum ve hatta aslında babamdan çok farklı bi adam olmayı becerememiş olmaktan bahsedebilirim.

Okuduklarım var, pek zevk almadan bir görev gibi okuduklarım yada ilk defa dinlediğim şarkılar, beni heyecanlandıran. onları anlatabilirim. her gece saat 9'da bir yarım saat için de olsa kendimi olmak istediğim adam gibi hissedebildiğimi yada pazartesiden cumaya her uyanışımda ben napıyorum diye sorduğumu da.

Hissettiklerimi yazamadıktan, sana bile anlatamadıktan sonra kime ne faydası var yalnızlığımın.

25 Ekim 2010 Pazartesi

fear leads to love, love leads to sorrow, sorrow leads to suffering

acı çekmeyi sevginin yaygın görülen bir yan etkisi olarak kabul edebilirseniz, en azından mutsuzluktan yakayı sıyırabilirsiniz. Mutluluk içinse biraz daha çaba lazım

mother to son


Hiç bir kompleksi olmayan bir adam tanımıştım bir zamanlar. Sonra annesini tanıdım. O kadar itici bir kadıın ki oedipus kompleksi yaratması imkansız insan üzerinde. Belki de bundandır dedim mükemmel olması o adamın. Bi erkek annesi ile ilgili bastırması gereken bir şeyler hissetmiyorsa gelişimini daha sağlıklı tamamlıyor belki de

30 Eylül 2010 Perşembe

hepinize 31 yaşınızı doldurmanızı tavsiye ederim. size verilebilecek en güzel hediyeleri düşünüyor insanlar.

bertan bir erkek çocuğu olduğumu biliyor. starcraft 2 getirdi bana. şimdiden saatler geçirdim başında.

Özlem de adam olmak istediğimi biliyor. Bi sürü gezi kitabı almış bana. biri de new york rehberi.

belki bi gün gidip gerçekten Robert Plant dinleyebilirim o barda.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Don't Be Afraid, the Clown's Afraid Too

Ne süper kahraman, ne de süper kötüyüm.

sadece rüyalarımda uçabiliyorum ve orada bile bulduğum toprağa sabitlenmiş ilk nesneye sımsıkı yapışıyorum.

rüyalarımda bile cesaretim yoksa hayatı değiştirmeye, söyler misiniz ben senelerdir burada niye vaktinizi alıyorum.