24 Şubat 2014 Pazartesi

goodnight and go

Nasıl inandırmışım kendimi aşık olmadığıma. Kimbilir kaçıncı yalnızlık bu? kimbilir ağlarken kaçıncı kez allaha yakarıyorum işe yaramayacağını bile bile? En tecrübeli olduğum iş elimdekileri kaybetmek. Bir şans veriseniz eğer bu tecrübelerimi sizin için de kullanabilirim. Sizi kaybedebilecek kadar dayanabilirseniz bana, mutluluk garantisi verebilirim sonrası için. Tüm eski sevgililerime referanslar kısmından ulaşabilirsiniz.

20 Şubat 2014 Perşembe

-çok özledim beraber gülmeyi.
-bense ağlamadım bile sen yokken

18 Aralık 2013 Çarşamba

bizim şarkımız olsun mu sıradaki?

- Ne zaman ihtiyacın olursa burada olacağım.
- Sana ihtiyacım olan yerde olmayacaksın mı demek bu?

1 Mayıs 2013 Çarşamba

stay



Sadece kumdan bir kale yapmaktı isteğim. Dünyanın en güzel kumdan kalesi olmasına gerek yoktu,  gelip geçenler bakmasalar da olurdu. Hatta bakmasalar daha da iyiydi çünkü güzele ve çirkine bakar gözler sadece. Bir de benim yaptıklarıma da bak diye bağıranların üzerlerinden kayıp geçer bazen
 Yalnız değildim kumsalda. Hatta çok kalabalıktı desem abartmış sayılmam. Kumsaldakilerin kimisinin elinde rengârenk, çeşit çeşit kovalar; kürekler vardı. Daha fazla kişinin elinde ise hiçbir şey, ya da taş ve sopalar vardı sadece. Çoğunluğun ise ya kovası kırıktı ya da küreği kayıp; bir sürü çocuk kendi kalelerimizi yapmak için uğraşıyorduk.
Kumsalda gezenler istemeden de olsa çarpıp yıkabiliyorlardı yaptıklarımı, kötü niyetli değillerdi çoğu zaman, birkaç tanesi hariç. Bazen de hemen yanı başıma başka bir çocuk gelirdi kendi kalesini yapmak isteyen. Kimi zaman sıkışır kalemin sınırlarını küçültürdüm. Bazen kavga edip birbirimizin kalelerinin üstüne düşerdik kimi zamanda ya ben onlara yardım ederdim ya da onlar bana. Ama çoğu zaman aynı yerde kalmaz, ayrı düşerdik. Daha az rüzgârlı, daha az dalgalı, kumun daha az taşlı olduğu yerler arardık. Aslında en çok kızların yanında çalışırken sevinirdim.
Güçlü duvarlar inşa etmeyi başardığım zamanlar oldu, ya da yüksek sayılabilecek surlar; hatta birkaç kere ilk iş olarak yolları yapayım dedim; sınırları olmayan, güzel kentlerim oldu. Ama bir türlü bitiremedim, içime sinmedi hiç. Bilerek tekme atanlara, yardım etmek için gelip sıkılıp gidenlere veya aslında kaleyi kendi istediği hale sokmaya çalışanlara, dalgalara, bir türlü yapışmayan kuma kızdım durdum ve devam ettim çalışmaya. Zaten yapacak başka bir şey de yoktu. Deniz pisti ve kumda hiçbir şey yapmadan oturmak yıkılmış kalelerime ağlamaktan bile daha can sıkıcıydı. Sonra bir kız gördüm ilerde; esmer iri gözlü ince dudaklı bir kız. Yaptığı kale benimkini andırıyordu ama nedense daha güzeldi. Oysaki tırmıklarımızın aynı dişi kırık, küreklerimiz tam da aynı yerden çatlaktı, onunki mavi. “Beraber yapalım mı ?” diye sordum ama kumdan kale yapmayı en baştan öğrenirsen dedi. Kovanın kırık yerlerini süs olarak kullanmayı, taşları duvarların üstüne yerleştirmeyi ve üzerine basıp gidenlerin bıraktığı yıkıntıya aynı duvarı inşa etmeye çalışmanın gereksiz olduğunu söyledi. Senelerdir böyle yaparım ama ben dedim. Öğrenmem zaman alır ve biraz da kalın kafalıyımdır. Olsun diye cevap verdi, yaz bitene kadar elimizden ne gelirse yaparız, hem en güzel kaleyi bile eve götüremeyiz ki kışın, bırak bizimki de nasılsa öyle olsun.

29 Şubat 2012 Çarşamba

2 kadeh yeter 3 kadeh çok az

Bir trajedi oyuncusunun neşesi, bir komedyenin hüznünden çok daha acı vericidir.


22 Şubat 2012 Çarşamba

Lexicon Cosri

1000 günü geçmiş seni son gördüğüm; lakin rüyalar toplamdan düşmez.
Kimi zaman 7 gün ardarda, kimi zaman 30 gün aradan sonra rüyamdasın ve sürekli değişiyorsun. Parmakların farklı artık, bacakların, göğüs uçların, kulakların, boynun, parmakların, saçların... Çok az şey kaldı aynadaki görüntünden hatırımda kalan. Dudaklarının kokusu, gözyaşının acısı ve burnunun soğukluğu kaldı bir de. Bir gece onlar da kaybolup gidecek fakat ben korkmuyorum.
O gece göreceğim sen tekrar aşık olabileceğim yepyeni bir kadın olacaksın.

-canının acısı geçmedi mi hala?
-Azalmadı bile. Ama birdenbire kesilecek birgün, adım gibi biliyorum. Çünkü artık daha çok kadını sana benzetiyorum

11 Şubat 2012 Cumartesi

Yaşamak, birşeyler biriktirmek ve biriktirdiklerimizi götürüp bir sevgiliye takdim edebilmekten ibarettir.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Let it snow

Yarım saat karın altındaydım ve geçtim hadi kardan adamı yapmayı, poşet üstünde kaymayı; bir kartopu yapmayı bile akıl edemedim gelip sıcak odamda oturana kadar. Sadece yaşlanmakla açıklanabilir mi bu yoksa değiştim mi sadece?

10 Ağustos 2011 Çarşamba

blanket

Ne kadar ihtiyacım var bir yerlere benim demeye. 3 gün kaldığım otel odasında ayrılırken bile dönüp arkama bakıyorum tekrar tekrar. Kim bilir belki odadan bir ses gelir de gitme der diye.

24 Mart 2011 Perşembe

Büyük şehirde, pazarlamacıların, telefonların, bankaların ve otomobillerin arasında yaşadığım zamanlarda yanımda kalem taşımayı sevmezdim hiç. şimdi ise varabilmek için çok şeyi geride bıraktığım bu ıssız olduğunu sandığım toprak parçasında, elimde mürekkebi bitmekte olan bu ucuz şey haricindeki en yakın kaleme bildiğim tüm uzunluk ve zaman ölçüleri kadar uzağım ve kelimelerimi münkün olduğunca dikkatli kullanmalıyım. Kalemin fazla dayanacağını sanmıyorum. Çevremle ilgili fazla detay veremeyeceğim bu yüzden.Burası hayal edebileceğiniz herhangi bir ıssız adadan çok da farklı değil. ve öykümü anlatmalıyım öncelikle. Yarım kalan bir öykü hiç yazılmamış bir öyküdür çünkü.

Gidecek uygun yeri bulmak için çalışmaya çok daha önce başlamıştım. Haritalar, kitaplar uydu görüntileri arasında günlerimi geçirdim. Bundan 92 gün önce ise,tek motorlu uçağıyla beni buraya bırakması için anlaştığım boksör burunlu, ve bembeyaz dişli pilotla buluşmadan önce anlaştığımız miktardan geri kalan tüm paramla aldığım sigaraları dağıtmış yeni hayatıma başlamaya hazırdım. Küçük sırt çantamda 3 kitap vardı sadece
Uçaktan inerken pilotun kalemini eklemiştim yanlarına, sevmemiştim adamı ve gerçek hırsızlık, mülkiyet değil miydi hem? Artık karşımdaki dağın ve 3 yanımı çevreleyen kumsalın tadını çıkarabilirdim

Beklediğim kadar zor olmamıştı hayatta kalmak. Evet, su ve yemek hala bir problem ama okyanusun sesine dalıp gökyüzüne seyrederken kalkmaya üşendiğim için olabilir bu. Yoksa çevrede adını bilmediğim yeterince meyve ağacı ve istediğimden çok balık var Düzenli bir hayat değil miydi hem benim kaçtığım? Yemek peşinde koşacaksam niye şehri terk etttim ki? Tek sorunum bu adanın müziğini paylaşacak birnin eksikliğiydi. Nerede olursan ol, dünya sadece başka insanlarla daha yaşanılır oluyordu.


Onu ilk fark ettiğimde buraya geleli 60 gün batımı görmüştüm ve güneş 61. kez dağın ve onun arkasında alçalıyordu. Bana doğru yaklaşan bir siluet vardı ve bırakın tehlikeli olup olmadığını anlamak insan olduğunu anlamak bile zamanımı aldı. Neyse ki zaman parayla alınabilen bir şey değil burada. Sonra fark ettim yaklaşanın bir kadın olduğunu. Gülümsediğini anlamam biraz daha vakit aldı

"Korkma" diye seslendi aksanlı ve biraz genizden gelen bir ses. Rahatlatıcıydı, Korkmadım "Adım.Deniz diye seslendi sonra. Benimkini sormadan cevap verdim kötü bir espriyle.

-şimdi dörtyanım deniz'le çevrili. Benim adım da Ada. memnun oldum

27 Şubat 2011 Pazar

wish you were here

seni öperken duyamadığım tüm şarkıları dinledim bu gece. umarım mutlusundur

1 Şubat 2011 Salı

bilemedim

Ne olur sonraya bırakılmış bir hayale?

Kurur mu üzüm gibi güneşte?

Yoksa azar mı bir yara gibi

İlerler mi?

Çürümüş et gibi mi kokar?

Yoksa kıtır kıtır şeker üzeri

Şuruplu bir tatlı gibi mi?

Belki de sadece

Çöker ağır bir yük gibi.

İnfilak mı eder yoksa?